T.C.
İÇİŞLERİ BAKANLIĞI
Basın ve Halkla İlişkiler Müşavirliği
BASIN AÇIKLAMASI
SAYI: 2010/2
ANKARA-15.01.2010- İçişleri Bakanı Beşir Atalay, “Milli Birlik ve Kardeşlik Projesi” kapsamında yürütülen “ Demokratikleşme” çalışmalarıyla ilgili Bakanlık Konferans Salonunda bir basın toplantısı düzenlendi.
İçişleri Bakanı Beşir Atalay, basın toplantısında şunları söyledi.
“Değerli Basın Mensupları,
Öncelikle sizlere hoş geldiniz diyor, en içten selam ve saygılarımı sunuyorum. Bu basın toplantısını, Milli Birlik ve Kardeşlik projesi kapsamında atılan adımlar hakkında sizleri ve sizin aracılığınızla kamuoyunu bilgilendirmek amacıyla düzenlemiş bulunmaktayım.
Hükümetimiz milletimizi layıkıyla temsil etmek için gecesini gündüzüne katarak çalışmaktadır. Türkiye’nin küresel ölçekte en iyi ve en itibarlı şekilde temsil edilmesi için çaba vermektedir. Son yedi yıldaki çabalarımız, detaylı ve özenli çalışmalarımız neticesinde ülkemiz bölgesel bir güç haline gelmiş ve küresel bir aktör olarak görülmeye başlanmıştır. Bütün bunları yaparken, Türkiye’nin dış dünyada itibarını en üst seviyeye taşırken iç sorunlarımızı ihmal etmemiz düşünülemez.
Hükümetimiz sorunlardan kaçan değil, sorunları çözen bir iktidardır. Risk almaktan kaçan değil, sorumluluklarının millet adına farkında olan bir iktidardır. Geçmiş hükümetlerin ismini bile telaffuz etmekten çekindiği sorunları gündemimizin birinci sırasına alarak elimizden geldiğince çözmeye gayret ettik. Çünkü biz çözümü ne kadar büyütürsek sorunları o kadar küçülteceğimize inanan bir iktidarız. Çözümsüzlüğü politika olarak benimsemedik, benimsemeyeceğiz. Kınayıcıların kınamasından, felaket tellallarının korku senaryolarından çekinmeyerek cesaret ve ciddiyetle sorunların üzerine gittik. Bundan sonra da gideceğiz.
AK Parti hükümetleri olarak, biz de geçmiş iktidarların yaptığı gibi ülkemizin bu kanayan yaralarına hiç dokunmayabilirdik, çözmek için çaba sarf etmeyebilirdik. Başta da söylediğim gibi biz farklı bir iktidarız, sorunları, iyi analiz eden teşhis eden ve bir bir çözen bir hükümetiz. Yıllarca kan akmasına seyirci kalmadık, kaymayacağız. Aynı zamanda da demokratik standartlarımızı yükselteceğiz.
Değerli basın mensupları,
Biz daha en baştan itibaren Milli Birlik ve Kardeşlik Projesi kapsamında yürüttüğümüz çalışmaların iki temel hedefinin olduğunu söyledik. Bunlardan birincisi, terörün sona erdirilmesidir. Bu kesin bir boyutudur. İkincisi ise demokrasi standardımızın yükseltilmesi, temel hak ve özgürlüklerin alanının genişletilmesidir.
Bu iki hedefin gerçekleşmesi halinde, tarih boyunca kader birliği yapmış olan milletimizin tüm fertleriyle daha huzurlu, güvenli ve özgür bir ülkede yaşayacağı açıktır. Bu hedeflerin gerçekleşmesi halinde hepimiz ama hepimiz bu ülkede çok daha iyi şartlarda refah içinde kardeşçe yaşayacağız.
Ayrıca, kardeşliğimizi perçinleyecek bu hedeflere aklı başında ve vicdan sahibi hiç kimsenin karşı çıkacağına ihtimal vermiyoruz. Bu nedenle biz bu sürece “Milli Birlik ve Kardeşlik Projesi” diyoruz. Bunun sadece partimizin değil, milletimizin ve devletimizin meselesi olduğunu, dolayısıyla bir devlet politikası olarak yürütüldüğünü söylüyoruz.
Değerli basın mensupları,
Biz milletimizin birliği ve dirliği için başlattığımız Kardeşlik Projesini kararlı bir şekilde devam ettiriyoruz. Terörün sonlandırılmasına yönelik olarak, gerek ulusal gerekse uluslararası düzeyde sonuç alınacak önemli ve çok kapsamlı çalışmalar yapıyoruz. İçeride ve dışarıda bütün kurumlarımızla birlikte çok kapsamlı bir çalışma yürütüyoruz. Bu konuda olumlu sonuçları aldıkça kamuoyuyla paylaşacağız.
Şunu bir kez daha ifade etmek isterim ki, terörün sona erdirilmesi için yapılması gereken ne varsa onu yapıyoruz.
Türkiye’ye dönük terör daima zaman zaman komşu ülkelerden, zaman zaman bazı Avrupa ülkelerinden destek görmüştür. Yani dışarıdan destek görmüştür. Şuanda Türkiye eski Türkiye değil arkadaşlar. Türkiye güçlü bir ülke ve uluslar arası alanda bu gücünü Türkiye’ye dönük terör desteklerini bitirmek için sonuna kadar kullandı, kullanıyor ve kullanacağız. Bu yönde çok olumlu sonuçlar alıyoruz. Uluslararası boyutu da dahil biz şunda kararlıyız son MGK bildirisinde de bu ifade edilmiştir. Türkiye bu terörü artık taşımayacaktır. Milletimizin bu konuda müsterih olmasını ve desteğini devam ettirmesini biz talep ediyoruz. Milletimizin bize güveni ve desteği bu mücadelede en önemli avantajımız ve gücümüzdür.
İkinci boyuta geldiğimizde
Bildiğiniz üzere, 13 Kasım 2009 tarihinde Meclis’te tarihi bir oturum gerçekleştirdik. Burada, yürüttüğümüz Demokratik Açılımın muhtevasını, kısa, orta ve uzun vadeli adımları detaylı bir şekilde açıkladık.
Meclis oturumunda açıkladığımız programa uygun olarak çalışmalarımızı yoğun bir şekilde sürdürüyoruz. Hepsini tek tek takip ediyoruz, oradaki ifadelerimiz bizim taahhütlerimizdir ve bunları takip ediyoruz. Bugün sizlere, bu çalışmalarda hangi aşamada olduğumuzu açıklamak istiyorum.
Kısa vadeli olarak ifadelendirdiğimiz ve daha çok idari tedbirler ve yönetmeliklerle gerçekleşen tedbirlerin çok büyük kısmını hayata geçirdik.
Atılan adımları, ana başlıklarıyla tekrar hatırlamakta fayda olduğunu düşünüyorum.
Cezaevlerinde tutuklu ve hükümlülerin yakınlarıyla anadillerinde görüşmesine imkan sağlayan yönetmelik yürürlüğe girmiştir.
Bildiğiniz gibi farklı dil ve lehçelerde kamu devlet televizyonu olan TRT 6 ile yayına başlamıştır. Şuanda bir talep vardır özel televizyon ve radyolarda farklı dil ve lehçelerde yirmi dört saat yayın yapabilir şekilde bu yönetmelikte değiştirildi ve yayınlandı. Radyo Televizyon Üst Kurulu bu yönetmeliği değiştirdi ve bu yürürlüğe girdi. Şuanda isteyenler bundan faydalanabilirler.
Diğer yandan, üniversiteler bünyesinde farklı dil ve lehçelerde Enstitü Araştırma Merkezi Kurulması yönünde YÖK’ün tasarrufları var “Türkiye’de Yaşayan Diller Enstitüsü” kuruldu bu çalışmalarda devam ediyor.
Terörle mücadeleyi aksatmayacak şekilde, vatandaşlarımızın günlük yaşamlarının normalleşmesini sağlayacak adımlar da birbiri ardına atılmaktadır. Bu çerçevede, yol kontrollerinin azaltılması ve yayla yasaklarının asgari seviyeye indirilmesi amacıyla, Bakanlığımız tarafından genelgeler hazırlanmış ve yetkili makamlara gönderilmiştir. Bu önemlidir, bunlar ülkemizin değişik kesimlerinde özellikle bazı illerimizde yaşayan vatandaşlarımız için hayatı çok kolaylaştıran, çok önemli idari tasarruflarla sağlanabilecek önemli tedbirlerdir. Bakanlık olarak bunları önemsiyoruz, bunların ekonomik boyutu var, insan hakları ile ilgili boyutu var. Bu genelgelerimiz valilerimize gönderildi. Bunların takipçisi olacağız.
Bunların dışında özellikle günlük hayatta, ülkemizin her köşesinde insanımızın daha rahat edeceği demokratik süreçleri uygulamaları devam ettiriyoruz, zaten bu konularda devletimizin farklı kurumları tarafından büyük anlayış ve sorumluluk içinde ileri adımlar atılıyor, sizlerde bunların bazılarını takip ediyorsunuz. Özellikle valilerimizin kaymakamlarımızın, yerel yöneticilerimizin bu konularda ileri adımları var. Vatandaşa daha fazla ilgi, daha fazla sevgi esasına dayanan günlük hayatında vatandaşa daha fazla ilgiyi esas alan uygulamalar her yerde giderek yaygınlaşıyor.
Orta vadeli adımlara geldiğimizde, yasal değişiklik gerektiren adımlardır. Bunları da şöyle genel başlıklarıyla ifade ediyorum.
18 yaş altındaki tüm çocukların Çocuk Mahkemelerinde yargılanmasını sağlamaya yönelik kanun tasarısı halen Meclis’tedir.
Diğer yandan, insan haklarıyla ilgili yeni mekanizmaların kurulması bu sürecin en önemli sonuçlarından biridir. Özellikle bunu vurgulamak istiyorum, insan haklarını birey boyutunda daha da böyle hücrelere kadara hissedilir şekle getirecek bazı tasarıların hazırlığı içerisindeyiz.
Bu mekanizmaları dört başlık altında saymıştık.
1 - Türkiye İnsan Hakları Kurumunun kurulması
2- Ayrımcılıkla Mücadele ve Eşitlik Kurulunun kurulması
3 - Bağımsız Kolluk Gözetim Komisyonunun kurulması
4 - İşkenceye Karşı BM Sözleşmesi’nin İhtiyari Protokolünün onaylanması ve öngördüğü ulusal mekanizmanın da kurulması. Bunların bu dördü insan haklarıyla ilgili bir paket olarak ele alıyoruz ve hepsi birbiriyle irtibatlı.
Bu kurumlarla ilgili kanun çalışmalarının önemli ölçüde tamamlandığını söyleyebilirim.
İhtiyari Protokolün onaylanmasına ilişkin kanun tasarısı zaten Meclis’te. Meclisteki önceliklerimiz arasında yer alacaktır.Türkiye İnsan Hakları Kurumu’nun kurulmasına dair kanun tasarısı Bakanlar Kurulu tarafından imzalandı ve Meclis’e sevk edilmek üzere.
Diğer ikisi Bağımsız Kolluk Gözetim Komisyonu hakkındaki kanun taslağı çalışması Bakanlığımızca tamamlandı ve görüşlerini almak üzere ilgili kamu kurumlara gönderildi. Biliyorsunuz tasarılarda ilgili kurumların görüşlerinin alınması önemlidir. Biz taslağı kendimiz hazırladık ve görüşe gönderdik. Çok gecikmeden bunu Bakanlar Kurulu’na götürmeyi planlıyoruz.
Aynı şekilde, Ayrımcılıkla Mücadele ve Eşitlik Kurulu’na ilişkin kanun çalışmaları da tamamlanmak üzere. Haftaya kamu kurumlarının, sivil toplum kuruluşlarının ve ilgili kuruluşların görüşlerini almak için göndereceğiz. Geçen sürede Meclisteki bu konuların sunumundan sonra tüm bu kanun tasarılarının hazırlanması sürecinde biz, baştan beri ilan ettiğimiz katılımcı yöntemi uygulamaya çalıştık. Akademisyenlerle, hukukçularla ve insan hakları alanında faaliyet gösteren sivil toplum örgütleriyle toplantılar yaptık. Onların önerileri
doğrultusunda bu taslakları hazırladık. Sivil katılımı mümkün olduğunca dahil ederek yürütüyoruz. Sivil toplum kuruluşlarının katkıları önemlidir, tecrübeleri vardır.
Birazdan bu yeni mekanizmaların ne getirdiği ve nasıl çalışacakları hakkında size daha
ayrıntılı bilgi vereceğim. Ancak, buna geçmeden önce, şu hususu bir kez daha ifade etmek istiyorum. Yapılan değişiklikler ve kurulacak mekanizmalar, etnik kökeni, inancı, cinsiyeti veya siyasi tercihleri ne olursa olsun ülkemiz sınırları içinde yaşayan herkesin temel hak ve özgürlüklerini korumayı amaçlamaktadır, vatandaşlarımızın bütününü kapsamaktadır. Bazen yanlış anlamalar oluyor, bu demokratik mekanizmalar herkese hitap etmektedir, herkesin buna ihtiyacı vardır.
Biz bu adımlarla, herkes için daha fazla hak, daha fazla özgürlük ve daha fazla demokrasi diyoruz. Son saydığım dört mekanizma bu konuda ileri adımlardır.
Ayrıca, belirtmek gerekir ki, bu adımlar, uluslararası insan hakları hukukuna bağlı devletimizin attığı ve atacağı adımlardır. Bu tür değişiklikler, iç hukukumuzu tarafı olduğumuz Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesiyle uyumlu hale getirmek için de gereklidir.
Değerli basın mensupları,
Oluşturulan bu mekanizmaların en az üç ortak özelliği var.
Birincisi, bunların tamamının öznesi insan olan, hak ve özgürlüklerin daha iyi korunmasına yönelik kurumsal yapılardır.
İkincisi, bu dört mekanizmanın ortak özellikleri bağımsız mekanizma olmalarıdır. Bu kurumlar, hiçbir organdan emir ve talimat almadan, temel hak ve özgürlükleri korumak için faaliyet göstereceklerdir.
Üçüncüsü de bunlar, kendiliğinden (re’sen) veya başvuru üzerine çalışacak mekanizmalardır.
Birincisi Türkiye İnsan Hakları Kurumu; Türkiye İnsan Hakları Kurumu, hemen her demokratik ülkede bulunan bir ulusal insan hakları kurumu olarak kurulmaktadır. Bildiğiniz gibi, halen Başbakanlık bünyesinde faaliyet gösteren bir İnsan Hakları Başkanlığımız var.
Ancak, bu birimimiz Paris Prensipleri olarak bilinen ve ulusal insan hakları kurumlarının taşıması gereken bağımsızlık ve tarafsızlık gibi kriterleri sağlamadığı gerekçesiyle eleştirilmektedir.
Biz bu eleştirileri de dikkate alarak, bağımsız ve tarafsız olarak çalışacak, bireylerin insan hakları ihlaline ilişkin şikayetlerini inceleyecek, tüzel kişiliği olan yeni bir kurum oluşturuyoruz. Bu kurumun karar organı İnsan Hakları Kurulu olacaktır. İnsan hakları alanındaki çalışmalarıyla bilinen kişilerden oluşacak olan Kurul, her türlü hak ihlali iddialarını inceleyerek sonuçlandıracaktır. İnsan Hakları Kurumunun ihlalleri gidermenin ötesinde, toplumda hak arama bilincinin geliştirilmesine ve farkındalığın artırılmasına yönelik önleyici nitelikte görevleri de olacaktır.
Bu ve diğer kurumların etkili bir şekilde çalışmasının toplumumuza çok pratik yararlarının da olacağını da belirtmem gerekir. Bu kurumlar sayesinde, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi gibi uluslararası mekanizmalar önünde ülkemizin aleyhine yapılan şikâyetlerin ciddi oranlarda azalmasını bekliyoruz. Özellikle AİHM’nin ihlaller dolayısıyla ülkemizi yüklü miktarlarda tazminata mahkûm ettiği düşünüldüğünde, bunun ne kadar önemli olduğu daha iyi anlaşılacaktır.
İkincisi Ayrımcılıkla Mücadele ve Eşitlik Kurulu; bilindiği gibi, Anayasamızın 10. maddesi her türlü ayrımcılığı yasaklamaktadır. Bu maddeye göre, “Herkes, dil, ırk, renk, cinsiyet, siyasî düşünce, felsefî inanç, din, mezhep ve benzeri sebeplerle ayırım gözetilmeksizin kanun önünde eşittir.” Anayasamız bu güvenceyi sağlamaktadır. Ayrıca Anayasanın bu maddesi tüm devlet organlarına eşitliği sağlamak için yükümlülükler yüklemektedir.
İşte bu Anayasa hükmünün uygulamasını izleyecek bağımsız bir mekanizma oluşturuyoruz. Bu gerçekten de Türkiye’de insan hakları ve demokrasi standardının yükseltilmesi bakımından ileri bir adımdır.
Ayrımcılıkla Mücadele ve Eşitlik Kurulu, hem her türlü ayrımcılığın önlenmesi için hem de ayrımcılık yasağının ihlali durumunda ihlalin ortadan kaldırılması için görev yapacaktır. Başka bir ifadeyle, önleyici ve ihlal giderici işlevlere sahip olacaktır.
Bu Kurul, sembolik yetkilerin ötesinde önemli ve bağlayıcı yetkilere sahip olacaktır. Kurul’un kararları tüm devlet organlarını, gerçek ve tüzel kişileri bağlayıcı nitelikte olacaktır. Kurul’a ayrımcılığa tabi tutulduğunu düşünen tüm vatandaşlarımız, elektronik posta yolu dahil olmak üzere, her türlü iletişim aracıyla başvurabilecektir.
Kurul, öncelikle tarafları uzlaştırmaya çalışacak, bu mümkün olmadığında ihlalin olup olmadığına karar verecektir. Kurul’un kanunun öngördüğü durumlarda idari para cezası verme yetkisi olacaktır. Ayrıca, Kurulun kararları mahkemeler tarafından bilirkişi raporu olarak kabul edilecektir. Etkin, kararlarının uygulanabilirliği olan müeyyidelerle, yaptırımlarla donatılmış bir kurul öngörüyoruz.
Değerli basın mensupları,
Üçüncüsü Kolluk Gözetim Komisyonu; Bildiğiniz gibi iktidara geldiğimiz tarihten bu yana, “işkenceye ve kötü muameleye sıfır tolerans” politikamızı başarıyla uygulamaktayız. Bu konudaki kararlı duruşumuzun son örneklerinden biri de Kolluk Gözetim Komisyonu’nun kurulmasına yönelik kanun çalışmasıdır.
Bu komisyon, kolluğun görevini ifa ederken yaptığı ileri sürülen ihlal iddialarının etkili bir şekilde soruşturulmasından ve sonuçlandırılmasından sorumlu olacaktır. Bu Komisyonda, kamu kurumlarından, üniversitelerden, Barolar Birliğinden ve oluşturduğumuz diğer insan hakları kurullarından temsilciler göreve yapacaktır.
Komisyon, bir yandan kolluk görevlileri hakkında ihlal iddiaları dolayısıyla başlatılmış olan idari soruşturmaların etkili bir şekilde yürütülmesini izleyecek, diğer yandan bizzat veya başvuru üzerine kolluk hakkında idari soruşturmanın başlatılmasını isteyebilecektir.
Esasen bu Komisyon hem vatandaşlarımızı koruyacak hem de haksız ithamlar karşısında özveriyle çalışan kolluk görevlilerimizi koruyacaktır. Bu konuda zaman zaman şikayetler oluyor, güvenlik birimlerinin vatandaşa kötü muamele ettiği , yanlış davrandığı vs. biz bu konularda çok tedbirler aldık. 2009 yılında Polis Merkezlerimizin yeniden gözden geçirdik. Jandarma Karakollarımıza standartlar getirdik, kamera sistemi getirdik. Şimdi buda daha ileri bir mekanizma yani kötü muamelede bir yargı yolu var her zaman vatandaşımız yargı yoluna gidebilir. İdare olarak da disiplin soruşturması ve inceleme yapılıyor. Müfettiş görevlendiriyoruz, ben yeni bir uygulama getirdim, bu konuda bir şikayet olursa güvenlik personelimizi açığa alıyoruz sonra bununla ilgili inceleme yaptırıyoruz.
Şimdi getirdiğimiz mekanizma bağımsız bir mekanizmadır, vatandaşlarımız buraya da şikayet edecekler, burası bu konuda izleyici olacak, idaredeki disiplin soruşturmasının da nasıl yürüdüğünü izleyebilecektir. Bunu sadece vatandaşın hakkını korumak içinde ifade etmiyorum, diğer yandan da güvenlik güçlerimizin haksız yere yıpratılmasının engellenmesine hizmet edecektir. Bu hem vatandaşımız hem de güvenlik güçlerimizi için bir güvencedir.
Dördüncüsü ise İşkenceye Karşı BM Sözleşmesi’nin İhtiyari Protokolünün onaylanmasına dair kanun tasarısı; aynı şekilde vatandaşlarımız ve kamu görevlilerimiz için çok önemli güvenceler getirmektedir. Bu protokolün onaylanmasıyla birlikte, işkence ve kötü muameleyle mücadelenin uluslararası denetim boyutu daha da pekişmiş olacaktır. Türkiye bu sözleşmeyi zamanında imzaladı. Bu sözleşmenin ihtiyari hükümlerine imza atmamış, çekince koymuştur. Şimdi biz bu sözleşmenin ihtiyari hükümlerini de imzalıyoruz, Bakanlar Kurulu tasarıyı Meclise gönderdi. Bununla kendimizi uluslararası denetime açıyoruz.
Hemen hatırlatmalıyım ki, İhtiyari Protokolün onaylanmasını takiben en geç bir yıl içinde ulusal önleme mekanizması kurulacaktır. Bu konuda yeni bir mekanizmada kurulacaktır, bu o zaman karar verilecek belki şuanda oluşturduğumuz mekanizmaların içine dahil edebiliriz veya ayrı bir mekanizma yani bu konuda, konuyla ilgili kesimlerin görüşlerini de alarak karar vereceğiz.
Değerli basın mensupları,
Tüm bu mekanizmalar, “herkes için daha fazla hak, daha fazla özgürlük” anlayışımızı hayata geçiren koruma mekanizmalarıdır. Bunlar baştan beri kararlılıkla, azimle ve cesaretle sürdürdüğümüz demokratikleşme sürecinin önemli parçalarıdır.
Demokratikleşme süreci özünde bir ülkenin bir yönetimin normalleşme sürecidir. Biz partimizin kuruluşunda programımıza bu hedefleri koyduk. 2002’de kurduğumuz 58.hükümetten itibaren bu konuda çok ileri adımlar attık ve kararlılıkla devam ettiriyoruz. Bu getirdiğimiz dört mekanizma bunu bütün içtenliğimle ifade ediyorum demokratikleşme alanında çok ileri, rafine tedbirledir. Çok ince ayarlardır. Bireyi koruyacak, bireyin hakkını aramasına imkan verecek çok ileri gelişmelerdir. Bunun iyi algılanmasını, üzerinde titizlikle durulmasını önemli görüyorum.
Milli iradeye dayanan demokratik hukuk devletinin tüm kurum ve kurallarıyla işlemesi için şu ana kadar pek çok önemli adımlar attık, atmaya da devam ediyoruz.
Bu anlamda “Demokratik Açılım”, aslında AK Partinin kurulmasıyla başlamıştır. Partimizin varlık sebeplerinden biri ve belki de en önemlisi, ülkemizin “demokrasi açığı”nı kapatmaktır. AK Parti iktidarı, bir yandan halkın iradesinin gerçek anlamda yönetime yansıması, diğer yandan da bireysel hak ve özgürlükler alanının alabildiğine genişlemesi için çok büyük gayret göstermiştir göstermeye devam edecektir.
Değerli basın mensupları,
Konuşmamı bitirirken bir konuya daha önemle değinmek istiyorum, açıklamalarımın özünü daha çok demokratikleşme tasarıları oluşturduğu için buna değinmek istiyorum.
Bu gerçekler ortadayken, son günlerde yaşanan bir tartışma gerçekten traji-komik bir mahiyet kazanmıştır. Toplumsal gerçekliği ve siyasal gelişmeleri tersinden okuyanlar ülkemizin tek parti diktatörlüğüne ya da polis devletine doğru gittiğini iddia ediyorlar. Türkiye neredeyse demokratik standartlarını en ileri demokratik ülkelerdeki gibi en uç noktalara kadar götürüyor. Bir yandan da böyle bir tuhaf tartışma geliştiriliyor.
Yeni bir temcit pilavıyla karşı karşıyayız. Türkiye’nin her demokratikleşme kavşağından geçerken karşılaştığı çok ucuz bir sosyal mühendislik projesi tekrar gündeme sokulmaya çalışılıyor. Sivil darbe, sivil faşizm, sivil vesayet gibi özünde çelişkili hiç bir mantıki tutarlılığı olmayan ifadeler yeniden gündeme getirilmeye başlandı. Bunlar bazı siyasetçilerin ve partilerin klasiğidir. Geçmişe baktığımızda da bunlar olmuştur.
Şunu açıkça ifade etmek gerekiyor. Bunların hepsi önceden çalışılmış, yapaylığı sırıtan, sahteliği hemen fark edilen, düşünce ve analiz asaletinden yoksun manipülatif sosyal mühendislik icatlarıdır. Sığ ve yapay olduğundan dolayı da, en fazla gürültü koparan senaryonun bile ömrü birkaç haftayı geçmemektedir.
Milli Birlik ve Kardeşlik projemizin varlığı bile tek başına, tüm bu saçmalıkları geçersiz kılacak bir argümandır.
Ülkemizde tartışmamız gereken şey demokrasimizin sınırlarını daha ne kadar genişletebiliriz, standartlarını daha ne kadar yükseltebiliriz kaygısına yönelik olmalıdır.
Biz akan kan dursun, milli birlik ve kardeşliğimiz daha da kuvvetlensin dediğimizde bizim derdimizi milletimiz çok iyi anlıyor. Bizim derdimizi kamu vicdanını en iyi temsil eden anaların vicdanı çok iyi anlıyor. Girdiğimiz yol Başbakanımızın ifade ettiği gibi analar daha fazla ağlamasın daha güçlü bir Türkiye ortaya çıksın yoludur. Bu yolun ve çabaların en güçlü karşılığı milletimizin vicdanındadır.
Türkiye büyüyor. Büyüdükçe normalleşiyor, normalleştikçe büyüyor. Bizim görevimiz bu. Başbakanımızın son zamanlarda çok güzel ifade ettiği gibi dere yatağında akmaya başladı. Bırakın Türkiye de tekrar demokratik alanların sınırlanması veya sivil dikta vs. bizim getirdiğimiz mekanizmalar ve Ak Partinin 2002’den beri uyguladığı politikalar bir daha Türkiye’nin bu yöne dönüşünü önleyecektir. Gelecekte bu yolun heveslileri olsa bile artık dönemeyeceklerdir. Türkiye öyle mesafe alıyor. Biraz önce ifade ettiğim tartışmaları gündeme getirenlere hayret ediyorum. Biz idareden bağımsız bireyi koruyacak mekanizmaları getirme peşindeyiz. Bugün ifade ettiğim dört tanesi bunlardır. Bağımsız diye nitelememin sebebi budur. Yani demokrasiyi daha da derinleşme yolunda ilerleten tedbirlerdir. Bu gelişmelerden sonra Türkiye’de kimse diktatörlük kuramaz.
Uluslararası alanda işkence konusunda Türkiye’den şikayet kalmamıştır. Şuanda Türkiye’de işkenceyle ilgili dava sayısı yok denecek kadar sınırlıdır. Kolluktan kaynaklanan ihlallerle ilgili olanca tedbirler alınmaktadır.
Polis devleti filan diyorlar daha ileri bakın bağımsız kolluk denetim gözetim mekanizması kuruyoruz. Polis devletinin peşinde olanlar bunları kurmaz bu tür mekanizmalarla uğraşmazlar. Milletimizin kafasını karıştırmaya yönelik bazı suçlamalar, Türkiye’de artık o yollar geride kaldı. Herkes, her şeyi düşünüyor, konuşuyor. Türkiye açık bir toplum , bu şekilde güçlenerek yoluna devam edecektir. Biz Türkiye’nin bu özelliğini yeterki daha da takviye edelim. Karanlık odalar kalmasın, karanlıklarda bir şeyler kalmasın, karanlık kapıların arkasında bir şeyler kalmasın. Her şey açık ve şeffaf, bizim dönemimiz böyle bir dönem.
Değerli basın mensupları,
Biz baştan itibaren Türkiye’nin demokratikleşmesi için çalışıyoruz ve pozitif siyaset izliyoruz. İktidar sorumluluğuyla hareket ediyor, yapıcı ve inşa edici bir dil kullanıyoruz.
Kardeşlik, birlik ve beraberlik diyoruz. Buna ihtiyacı var Türkiye’nin. Biz topluma umut ve iyimserlik mesajları verirken, birileri negatif bir siyaset ve söylem geliştiriyor. Bizim önemli bir sloganımızdır. “hepimiz birlikte Türkiye’yiz” Hepimiz birlikte Türk Milletiyiz. Biz böyle diyoruz. Birileri sürekli ayrışmadan, bölünmeden bahsediyor. Bu tür söylemlerin ayrışmaya bölünmeye sebep olacağından bahsediyor bunu anlamak mümkün değil. Biz o kavramları hiç kullanmadık, kullanmıyoruz.
Allah’tan vatandaşımızın kadim kardeşlik hukuku, engin öngörüsü ve anlayışı bu tür söylemlerin tahrip ve tahrik edici etkisini boşa çıkarıyor.
Meselenin çözümüne yönelik farklı yöntemler önermek her zaman mümkün. Bizde baştan beri onun için bu konularda teklifleri aldık. Kim ne söylüyor onu dinlemeye çalıştık. Herkesin kapısını çaldık, teklifler aldık. Bütün bu çalışmalarımız o tekliflerle oluştu. Şuandaki somutlaşmalar o tekliflerle oluştu. Ancak üzülerek ifade ediyorum ki çözümün karşısında durmak, çözümü engellemek, baltalamak, süreci kışkırtmak, kitleleri galeyana getirmek anlaşılır bir durum değildir.Birileri bunu yapıyor Türkiye’de. Milletimiz basiret ve feraset sahibidir. Bu süreçte oynanan oyunları, dönen dolapları çok iyi biliyor. Biz milletimizin aklına ve vicdanına güveniyoruz. Bu güvenle de yolumuza devam ediyoruz.
Ülkemizin büyük sorunlarını siyasi rüştünü ispatlayamamış siyasi partiler, marjinal gruplar ve ufku dar kesimler çözemez. Bu sorunların çözümü geniş ufuk, geniş vizyon ister bu sorunlar ancak öyle çözülür. Bugün bakıyoruz mikro boyutlarda boğulanlar var bu konulara makro bakmak lazım. Özden uzaklaşmamak lazım. Bu süreçler kolay süreçler değildir. Bu sorunlarını çözen toplumlar çok uzun süre çaba sarf etmişlerdir. Bunları herkes biliyor. Bunlar kolay değildir. Umutla, pozitif siyasetle, yapıcı bir siyasetle bunların üstesinden gelir.
Ancak hükümetimizin ortaya koyduğu vizyon, ufuk, samimiyet, cesaret ve kararlılıkla çözülebilir. Başka türlü bu sorunları çözeyim diye hiç el atmamak lazım. Bizim farkımız bu. AK Parti kendisini iktidar yapan gücün farkındadır. O güç memleketin ne meselesi var ise AK Partinin de meselesinin o olmasıdır. AK Parti’ye oy veren veya vermeyen her bir vatandaşımızın derdi ve şikâyeti bizim de derdimizdir, meselemizdir.
Demokratik açılım ve Milli Birlik projesi alanında yapılacak her türlü düzenleme, devletin üniter yapısı ile milli birlik ve bütünlüğümüzün korunmasını ve güçlenmesini, demokratik toplum yapısının geliştirilmesini, iç güvenlik uygulamalarının sosyal, siyasal, ekonomik ve kültürel boyutları da kapsayacak şekilde etkin hale getirilmesini, temel hak ve özgürlüklerin çağdaş anlamda kullanılabildiği güvenli bir ortamın oluşturulmasını amaçlamaktadır. Bizim bütün hedefimiz budur. Basınımızın bu sürece desteğini önemli görüyoruz. Değerli basın mensupları bu bir milli meseledir. Bunun büyük boyutu ülkenin güvenliği meselesidir, Türkiye’nin geleceği meselesidir. Bu konularda hepimizin hassasiyeti çok önemlidir.
Bu duygu ve düşüncelerle sözlerime son veriyor, katılımınızdan dolayı teşekkür ediyor, selam ve saygılar sunuyorum."
|